Pek çok kişinin yaşamına dokunan Prof. Dr. Alper Demirbaş, 2023 yılının ağustos ayında yakalandığı amansız hastalığı yenmiş ancak Covid-19 virüsüne yenik düşmüştü. Prof. Dr. Demirbaş, enfeksiyona bağlı çoklu organ yetmezliğinden 1 Şubat 2024 yılında yaşamını yitirmişti. Eşi Nilüfer, kızı Alara ve oğlu Yağız Demirbaş’ı derin üzüntüye boğan bu beklenmedik vefat, 10 bini aşkın nakil ameliyatı yaptığı hastalarını da şoke etmişti.

ARKADAŞLARI DA UNUTMADI
Prof. Dr. Alper Demirbaş'ın toprağa verildiği Çakırlar Mezarlığı'nda bir araya gelen dostları onu andı ve daha sonra Antalya Kültür Parkı içerisinde yer alan Sota Eat&Drink’te buluştu. Demirbaş ile anıların dile getirildiği buluşmada, dostları onun gülen bir portresi ile birlikte fotoğraf çektirdiler.
DUYGULARINI DİLE GETİRDİ
Dost grubundan Haşmet Öyken, sosyal medya hesabından duygu dolu şu paylaşımı yaptı:
“Bir varmış bir yokmuş
Öyle apar topar bırakıp gittin ya bizi. Buralarda her şey biraz eksik biraz yarım kaldı. Oysa ne uçuk kaçık hayallerimiz vardı. Küba’da puro içecek, Lapland’da geyiklerin çektiği kızaklara binecektik. Hani o sol yanımızla çok örtüşmüyordu ama, hayaldi işte. Bir türlü yapmayı beceremediğimiz devrim gibi.
………
Ah be hocam;
Hani paraya kıyacak İstanbul’da hemşerin Çamlıhemşinli terzi Levon’a smokin diktirecektik. Kokinalar takacak yakalarımıza kızların düğününde zeybek oynayacaktık. Yükünü almış mavna gibi gibi yıkılacaktık bi sağa bi sola.
Kızları elin oğluna verdik diye bir köşede gizli gizli ağlayacaktık.
……….
Biliyorsun değil mi, kaç geceyi boğazladık seninle Kalkan’da denize, Sarıbelen’de dağlara karşı. Acı, adaletsizlik ve vicdansızlıkla hırpalanmış bir memleketin hala güzel günler göreceğine inanan gri saçlı yurtseverleriydik.
………
Hiç eksik etmedik kurduğumuz masalarda, ne memleketi, ne Nazım’ı, ne şiiri ne de edebiyatı. Hiç şarkısız, türküsüz bırakmadık akşamları.
…..
Naftalin kokulu sandıkları açardık böyle zamanlarda içinden kelebekler uçuşurdu. Nedeni belki belli, belki belirsiz ikimiz de Ankara’ya aşkı çok yakıştırırdık.
Hiç unutmam, bir gece sabaha karşı Ferdi Özbeğen gömdü bizi 7. Cadde’nin köşesindeki kestane ağacının altına…ikimiz de lal olduk tek kelime etmedik. Aşk böyle bir şeydi biraz şiir biraz tütün ve çokça şarap.
O gece usulca kalkmıştım da sen bana sormuştun;
‘Nere Haşo ? ‘ diye. Ben de sana;
‘Herkesin gitmek istediği bir yer vardır.
Gecenin üçü, sabahın körü
Hatta cehennemin dibi olsa’ demiş, seni uğursuz kara kedi, suçsuz baykuş ve yakamozla baş başa bırakmıştım…
Biliyorsun o gece bütün hikayeler yarım kaldı. Nasıl başladığını bildiğimiz ama nasıl bittiğini konuşamadığımız…
…….
Hey be koca adam, Şimdi anason kokulu bir tahta masanın kenarında fotoğrafın, sanki bir varmış bir yokmuş gibisin….
Kırk organa dikiş attın yaşama bağladın da insanları, bir kendini iliştiremedin şu hayata.
…….
Gözyaşlarımız bitti sanma, hala hepimiz bir köşede sessiz sessiz ağlıyoruz. Varlığın bir dertti, yokluğun başka bir dert. Zemheri akşamlarda hala sıcaksın yüreğimizde.”